Ne demeli?
Nasıl anlatmalı?
Ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye?
Sıradan bir yalnızlık benimkisi
Kiminkinden farkı var?
Kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir 'anı' yapar
Herkesinki gibi bir yalnızlık bu
Yangın yerinde hareket edememek gibi
Hiçbir teselliye boyun eğmeyen
Şiirler - Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirler - Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ekim 2009 Çarşamba
26 Mayıs 2009 Salı
Gururumdan Arta Kalan
Belki alışkındı kulakların bu iki kelimenin dudaktaki dansına...
Hoşça kal; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın... Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin sevgilerinde...
Oysa bende "Elveda" demektir "Hoşça kal", bilemedin...
Bilemedin kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu sevgide...
"Hoşça kal"ım; "elveda"mdı anlamadın...
Duvarlarıma sana dair çok da fazla olmayan anılarımı çerçeveleyip astığım bir gece vermiştim kararımı. Her nedense çok eğri büğrü duruyordu resimler. Anılar mı yakışmadı resimlere, yoksa resimler mi yapışmadı çerçevelerin sabitliğine anlayamadım. Ama ters duran bir şeyler vardı bu tuhaf görüntüde. Sarhoş naralarını tıpkı
Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın... Kan ter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum... Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim... Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın... Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili... Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca... Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...
Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...
Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti...
Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...
Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu sevgileri yırtık sayfalarda... Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda... Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...
Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini... Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir sevgiyi, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...
Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere... Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine... Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile... İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde... Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...
Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...
Elveda çok büyük bir kelime...
Sığamadı dudaklarımın sınırları içine.
Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili, yüreğimde. Benim "hoşça kal" ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...
Kim bilir belki de bir "hoşça kal" en çok bu sevgideki kadar yakışır elveda hanesine...
Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
Hoşça kal; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın... Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin sevgilerinde...
Oysa bende "Elveda" demektir "Hoşça kal", bilemedin...
Bilemedin kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu sevgide...
"Hoşça kal"ım; "elveda"mdı anlamadın...
Duvarlarıma sana dair çok da fazla olmayan anılarımı çerçeveleyip astığım bir gece vermiştim kararımı. Her nedense çok eğri büğrü duruyordu resimler. Anılar mı yakışmadı resimlere, yoksa resimler mi yapışmadı çerçevelerin sabitliğine anlayamadım. Ama ters duran bir şeyler vardı bu tuhaf görüntüde. Sarhoş naralarını tıpkı
Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın... Kan ter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum... Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim... Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın... Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili... Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca... Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...
Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...
Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti...
Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...
Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu sevgileri yırtık sayfalarda... Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda... Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...
Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini... Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir sevgiyi, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...
Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere... Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine... Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile... İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde... Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...
Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...
Elveda çok büyük bir kelime...
Sığamadı dudaklarımın sınırları içine.
Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili, yüreğimde. Benim "hoşça kal" ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...
Kim bilir belki de bir "hoşça kal" en çok bu sevgideki kadar yakışır elveda hanesine...
Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
Gururumdan Arta Kalan
Belki alışkındı kulakların bu iki kelimenin dudaktaki dansına...
Hoşça kal; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın... Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin sevgilerinde...
Oysa bende "Elveda" demektir "Hoşça kal", bilemedin...
Bilemedin kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu sevgide...
"Hoşça kal"ım; "elveda"mdı anlamadın...
Duvarlarıma sana dair çok da fazla olmayan anılarımı çerçeveleyip astığım bir gece vermiştim kararımı. Her nedense çok eğri büğrü duruyordu resimler. Anılar mı yakışmadı resimlere, yoksa resimler mi yapışmadı çerçevelerin sabitliğine anlayamadım. Ama ters duran bir şeyler vardı bu tuhaf görüntüde. Sarhoş naralarını tıpkı
Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın... Kan ter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum... Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim... Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın... Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili... Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca... Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...
Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...
Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti...
Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...
Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu sevgileri yırtık sayfalarda... Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda... Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...
Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini... Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir sevgiyi, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...
Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere... Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine... Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile... İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde... Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...
Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...
Elveda çok büyük bir kelime...
Sığamadı dudaklarımın sınırları içine.
Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili, yüreğimde. Benim "hoşça kal" ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...
Kim bilir belki de bir "hoşça kal" en çok bu sevgideki kadar yakışır elveda hanesine...
Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
Hoşça kal; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın... Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin sevgilerinde...
Oysa bende "Elveda" demektir "Hoşça kal", bilemedin...
Bilemedin kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu sevgide...
"Hoşça kal"ım; "elveda"mdı anlamadın...
Duvarlarıma sana dair çok da fazla olmayan anılarımı çerçeveleyip astığım bir gece vermiştim kararımı. Her nedense çok eğri büğrü duruyordu resimler. Anılar mı yakışmadı resimlere, yoksa resimler mi yapışmadı çerçevelerin sabitliğine anlayamadım. Ama ters duran bir şeyler vardı bu tuhaf görüntüde. Sarhoş naralarını tıpkı
Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın... Kan ter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum... Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim... Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın... Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili... Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca... Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...
Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...
Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti...
Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...
Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu sevgileri yırtık sayfalarda... Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda... Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...
Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini... Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir sevgiyi, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...
Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere... Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine... Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile... İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde... Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...
Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...
Elveda çok büyük bir kelime...
Sığamadı dudaklarımın sınırları içine.
Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili, yüreğimde. Benim "hoşça kal" ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...
Kim bilir belki de bir "hoşça kal" en çok bu sevgideki kadar yakışır elveda hanesine...
Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
11 Mayıs 2009 Pazartesi
İnsan Sevebildiği Kadar İnsandır
Sen uykusuzluk nedir bilir misin
Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
Gözlerini tavana dikip
Düşündüğün oldu mu bütün gece
Ve bütün bir gün
Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
Gelmeyince
Seni aramayınca
Ölesiye ağladın mı
Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
Ona ait ne varsa
Bir bir hatırladın mı
Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda, tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Eskimiş bir gömlek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyunca yürümekten
Elin ayağın yoruldu mu
Sen yalnızlığın acısını bilir misin
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevdiğinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü
Yanan başını
Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
Sen her gün bin defa öldün mü
Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğun koynuna bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven isimsiz bir kahramandır
Unutma ki
İnsan; sevebildiği kadar insandır.
Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
Gözlerini tavana dikip
Düşündüğün oldu mu bütün gece
Ve bütün bir gün
Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
Gelmeyince
Seni aramayınca
Ölesiye ağladın mı
Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
Ona ait ne varsa
Bir bir hatırladın mı
Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda, tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Eskimiş bir gömlek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyunca yürümekten
Elin ayağın yoruldu mu
Sen yalnızlığın acısını bilir misin
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevdiğinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü
Yanan başını
Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
Sen her gün bin defa öldün mü
Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğun koynuna bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven isimsiz bir kahramandır
Unutma ki
İnsan; sevebildiği kadar insandır.
7 Mayıs 2009 Perşembe
Gidersen Yıkılırım, Çocuk Gibi Ağlarım...
Gideceksin Biliyorum
Gitmek Zorunda mısın Sanki
Gitme Kal Benimle Desem Kalır mısın ?
Sabrım Kalmadı SensizliğeDaha Yokluğunun İlk Gecesinde
Sen Varsın Bir Tek Sen Küçücük Günlümde
İstesen de İstemesen de Gitme Kal Benimle
Yaşadığım Şu Kısa Ömürde
Bir Seni İstedim Bütün Kalbimle
Gecemde Gündüzümde Sen Varsın Benimle
Gitme Yalnız Bırakma Kal Benimle
Hani Söz Vermiştin
Hani Solmayacaktı Sevgimiz
Hani Şerefsiz Bir Gecede Terk Etmeyecektin
Oysa Bitti Diyorsun Gidiyorsun
Veda Bile Etmek İstemiyorsun
Yarın Gün Sensiz Doğacak Odamın Penceresinden
Sabah Sensiz Açmak İstemiyorum Oysa Gözlerimi
Güneş Sensiz Doğmasın Kahpe Şafağa Karşı Üzerime
Ağladığımda Kimseler Silmesin Gözyaşımı
Uyandığımda Yalnız Sen Olmalısın Yanı Başımda
Bir Akşam Güneş Batarken
Sen Olmalısın Bedenimi Kucaklayan
Koymuşken Yumuşacık Dizlerime Sevdalı Başımı
Hoyrat Rüzgarlar Değil Sen Silmelisin Gözlerimin Yaşını
Engin Deryalar Bitmeyen Uçurumlar Var Karşımda
Bir Resmin Var Şimdi Soldu Solacak Avuçlarımda
Hayalin Var Benimle Yaşayan Rüyalarımda
Bir Sen Varsın Şimdi Çok Uzaklarda
Bir Hayalin Var Bir de Umudum
Işığım Soluğum
Amansız Çarpan Deli Yüreğim
Gitme Seni Şimdiden Özledim
Titriyor Bak Ellerim Sana Veda Ederken
Gidecek Ne Vardı Böyle Durup Dururken
Oysa Şimdi Gidiyorsun
Bir Sabah Uyandığımda Gizlice Ağladığımda
Göz Yaşlarımı Kim Silecek
Işığım Güneşim
Soluğum Nefesim
Dizlerine Kapansam
Yine de Gider misin ?
Sen Giderken Hüzün Dolu Ayrılık İstasyonundan
Ağlıyordu Gökyüzü
Güvercinler de Havalandı Ardından
Son Tren de Ağır Ağır Kalktı
Hüzün Dolu Ayrılık İstasyonundan
Sen Giderken Usul Usul Uzaklara
Yine Ağlayan Bendim Arkandan
Bütün Gecem Günüm
Hep Seninle Doluydu
Ne Yaptıysam Hep Senin Yolunda
Geceler Boyu Ağladım Senin Uğrunda
Bir Sen Vardın Dün Gece Hayalimde
Bir Sen Vardın Yanı Başımda
Ağlamak İstediğim Meçhullerde
Bir Sen Vardın Yüreğimde
Şimdi Gidiyorsun Bilmediğim Yerlere
Duymadığım Meçhullere
Gitmek İstiyorsan Git Güle Güle
Yalnız Beni Unutmayı Düşünme
Sen Gidiyorsun Sevgim Gidiyor
Umutlarım Gidiyor Hem de Bilinmeyenlere
Yalvarmak Nafile
Bir Veda Bile Etmeden
Gidiyorsun
Son Bir Buse Bile Vermeden
Gidiyorsun
Sevgini İtiraf Bile Etmeden
Gidiyorsun
Bilmediğim Duymadığım Uzaklara
Gidiyorsun
Erişemediğim Dağların Ardına
Gidiyorsun
Sevgimden Benden Uzaklara
Gidiyorsun
Arkana Bile Bakmadan
Gidiyorsun
Gidiyorum Diyorsun Biliyor musun ?
Gidersen Gidersen Sensiz Gülüm Deli Olurum
Gitme Kal Diye Yalvarsam Gülüm
Ayaklarına Kapansam Yine de Gider misin ?
Gidersen Mapus Olur Bu Şehir Bana
Gidersen Dar Gelir Aydın Sokakları Bana
Gidersen Yıkılır Kalırım Çocuk Gibi Ağlarım
Gidersen Bu Şehri
Bu Şehri Yakarım
Ellerin Ayrılırsa Ellerimden
Gözlerim Kaçarsa Gözlerimden
Hele Sen Bir Başkasının Olursan
İşte Ben
İşte Ben O An Ölürüm
Gitmek Zorunda mısın Sanki
Gitme Kal Benimle Desem Kalır mısın ?
Sabrım Kalmadı SensizliğeDaha Yokluğunun İlk Gecesinde
Sen Varsın Bir Tek Sen Küçücük Günlümde
İstesen de İstemesen de Gitme Kal Benimle
Yaşadığım Şu Kısa Ömürde
Bir Seni İstedim Bütün Kalbimle
Gecemde Gündüzümde Sen Varsın Benimle
Gitme Yalnız Bırakma Kal Benimle
Hani Söz Vermiştin
Hani Solmayacaktı Sevgimiz
Hani Şerefsiz Bir Gecede Terk Etmeyecektin
Oysa Bitti Diyorsun Gidiyorsun
Veda Bile Etmek İstemiyorsun
Yarın Gün Sensiz Doğacak Odamın Penceresinden
Sabah Sensiz Açmak İstemiyorum Oysa Gözlerimi
Güneş Sensiz Doğmasın Kahpe Şafağa Karşı Üzerime
Ağladığımda Kimseler Silmesin Gözyaşımı
Uyandığımda Yalnız Sen Olmalısın Yanı Başımda
Bir Akşam Güneş Batarken
Sen Olmalısın Bedenimi Kucaklayan
Koymuşken Yumuşacık Dizlerime Sevdalı Başımı
Hoyrat Rüzgarlar Değil Sen Silmelisin Gözlerimin Yaşını
Engin Deryalar Bitmeyen Uçurumlar Var Karşımda
Bir Resmin Var Şimdi Soldu Solacak Avuçlarımda
Hayalin Var Benimle Yaşayan Rüyalarımda
Bir Sen Varsın Şimdi Çok Uzaklarda
Bir Hayalin Var Bir de Umudum
Işığım Soluğum
Amansız Çarpan Deli Yüreğim
Gitme Seni Şimdiden Özledim
Titriyor Bak Ellerim Sana Veda Ederken
Gidecek Ne Vardı Böyle Durup Dururken
Oysa Şimdi Gidiyorsun
Bir Sabah Uyandığımda Gizlice Ağladığımda
Göz Yaşlarımı Kim Silecek
Işığım Güneşim
Soluğum Nefesim
Dizlerine Kapansam
Yine de Gider misin ?
Sen Giderken Hüzün Dolu Ayrılık İstasyonundan
Ağlıyordu Gökyüzü
Güvercinler de Havalandı Ardından
Son Tren de Ağır Ağır Kalktı
Hüzün Dolu Ayrılık İstasyonundan
Sen Giderken Usul Usul Uzaklara
Yine Ağlayan Bendim Arkandan
Bütün Gecem Günüm
Hep Seninle Doluydu
Ne Yaptıysam Hep Senin Yolunda
Geceler Boyu Ağladım Senin Uğrunda
Bir Sen Vardın Dün Gece Hayalimde
Bir Sen Vardın Yanı Başımda
Ağlamak İstediğim Meçhullerde
Bir Sen Vardın Yüreğimde
Şimdi Gidiyorsun Bilmediğim Yerlere
Duymadığım Meçhullere
Gitmek İstiyorsan Git Güle Güle
Yalnız Beni Unutmayı Düşünme
Sen Gidiyorsun Sevgim Gidiyor
Umutlarım Gidiyor Hem de Bilinmeyenlere
Yalvarmak Nafile
Bir Veda Bile Etmeden
Gidiyorsun
Son Bir Buse Bile Vermeden
Gidiyorsun
Sevgini İtiraf Bile Etmeden
Gidiyorsun
Bilmediğim Duymadığım Uzaklara
Gidiyorsun
Erişemediğim Dağların Ardına
Gidiyorsun
Sevgimden Benden Uzaklara
Gidiyorsun
Arkana Bile Bakmadan
Gidiyorsun
Gidiyorum Diyorsun Biliyor musun ?
Gidersen Gidersen Sensiz Gülüm Deli Olurum
Gitme Kal Diye Yalvarsam Gülüm
Ayaklarına Kapansam Yine de Gider misin ?
Gidersen Mapus Olur Bu Şehir Bana
Gidersen Dar Gelir Aydın Sokakları Bana
Gidersen Yıkılır Kalırım Çocuk Gibi Ağlarım
Gidersen Bu Şehri
Bu Şehri Yakarım
Ellerin Ayrılırsa Ellerimden
Gözlerim Kaçarsa Gözlerimden
Hele Sen Bir Başkasının Olursan
İşte Ben
İşte Ben O An Ölürüm
5 Mayıs 2009 Salı
Hayalin Yeter Bu Küçük Kalbime..
'Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli' diyordu şair.
Yanına yaklaşmaya imkan olmayan bir güzelliğe hasret böyle güzel anlatılır.
Bende seni hep uzaktan sevdimasla cesaret edip sevdiğimi söyleyemedim.
Mümkün olup ta sevgine ulaşamadımkalbine girip de içinde dolaşamadım.
Kendi halimde ellerim ceplerimde yanlızlığın azabıyla dolaşırken.
Yaşam boşluklarımı senin hayallerinle doldurup avunurum.
Ama ne yaparsam yapayım o şarkıdaki en güzel şeye ulaşamıyorum.
Ne güzün ne baharda ne yazın nede kışta ellerini elimlebellerini kolumla
Sarıp dolaşamıyorum.
Seni uzaktan sevmeyi ben yalnız yaşıyorum.
Belki de ömür boyu karşılıksız olarak sevmeyi sürdürecek bir kalbi taşıyorum.
Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli demek bana yetmiyor.
Elimdeki sadeceseni uzaktan sevmekfakat hasret bitmiyor.
Yarattığım hayalin gözlerimden gitmiyor.
Cesaretim sevgimin yarısı kadar olsaydı böyle uzaktan sevmez.
Gördüğüm her yerde gırtlağımı patlatır aşkımı haykırırdım.
Olsunbütün gerçeklere rağmen ben seni ümitsizce seviyorum.
Ve ne yapacağıminanki bilmiyorum.
Şair haklı çıksın diye.
Elimden gelen tek şeyuzağa gidiyorum.
Kalbim kabul etmiyor ama beynim biliyor.
Her kalb birgün gelince başka kalbi seviyor.
Biliyorum ki sen de benim gibi bir gün birisini görecek ve beğeneceksin.
Belki de görmüş ve beğenmişsindir.
Eğer öyleyse veya öyle olacaksa umarım hiç bir zaman uzaktan sevmezsin.
Sevdiğinin sevgisiyle birlikte el ele diz dize şairi yalancı çıkartırsın.
Ümit fakirin ekmeğisevenin sevgisinden sonra her şeyi.
Olurya belki sende öğrenir beni uzaklardan çağırırsın.
Şaire inat olsun hep yanımda kalırsın.
Seni yakından sevmek aşkların en güzeli diyerek haykırırsın.
Yanına yaklaşmaya imkan olmayan bir güzelliğe hasret böyle güzel anlatılır.
Bende seni hep uzaktan sevdimasla cesaret edip sevdiğimi söyleyemedim.
Mümkün olup ta sevgine ulaşamadımkalbine girip de içinde dolaşamadım.
Kendi halimde ellerim ceplerimde yanlızlığın azabıyla dolaşırken.
Yaşam boşluklarımı senin hayallerinle doldurup avunurum.
Ama ne yaparsam yapayım o şarkıdaki en güzel şeye ulaşamıyorum.
Ne güzün ne baharda ne yazın nede kışta ellerini elimlebellerini kolumla
Sarıp dolaşamıyorum.
Seni uzaktan sevmeyi ben yalnız yaşıyorum.
Belki de ömür boyu karşılıksız olarak sevmeyi sürdürecek bir kalbi taşıyorum.
Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli demek bana yetmiyor.
Elimdeki sadeceseni uzaktan sevmekfakat hasret bitmiyor.
Yarattığım hayalin gözlerimden gitmiyor.
Cesaretim sevgimin yarısı kadar olsaydı böyle uzaktan sevmez.
Gördüğüm her yerde gırtlağımı patlatır aşkımı haykırırdım.
Olsunbütün gerçeklere rağmen ben seni ümitsizce seviyorum.
Ve ne yapacağıminanki bilmiyorum.
Şair haklı çıksın diye.
Elimden gelen tek şeyuzağa gidiyorum.
Kalbim kabul etmiyor ama beynim biliyor.
Her kalb birgün gelince başka kalbi seviyor.
Biliyorum ki sen de benim gibi bir gün birisini görecek ve beğeneceksin.
Belki de görmüş ve beğenmişsindir.
Eğer öyleyse veya öyle olacaksa umarım hiç bir zaman uzaktan sevmezsin.
Sevdiğinin sevgisiyle birlikte el ele diz dize şairi yalancı çıkartırsın.
Ümit fakirin ekmeğisevenin sevgisinden sonra her şeyi.
Olurya belki sende öğrenir beni uzaklardan çağırırsın.
Şaire inat olsun hep yanımda kalırsın.
Seni yakından sevmek aşkların en güzeli diyerek haykırırsın.
Gittiğin yerde kal
Yüreklerimiz mahzunken, acıları evlat edinmişken, hayata tedirgin gözlerle bakarken bulmuştuk birbirimizi. Yaralarımızı sardık, umutlandık. Bir daha hiç bulamacağız dediğimiz aşkı yakaladık. Çocuklar gibi sevindik ve deliler gibi sevdik. Yollar sana gelirken hep kısa, senden ayrılırken hep uzundu. Seninleyken yaşardım, sadece seni yaşardım. Böyle yakındık ya birbirimize, bu aşk hiç bitmez sanırdım.
Bir sevdayı büyütmek hiç kolay değildir yar, daha baştan “Benim sevdam büyük olmalı...” demiştim de “Korkutamazsın beni...” diye cevap vermiştin. Ben sevdamı adım adım büyütürken, sen kaçış planları yapıyormuşsun. Ayın karanlık yüzüne doğru kalkmışsında, ben fark edememişim. Gerçekten korktun, bu büyük sevdanın altında ezilmekten korktun. Beni, benim seni sevdiğim gibi sevmekten korktun. Suçlamıyorum seni, kimi sevsem, kime açsam yüreğimi aynı şeyi yaşıyorum, şaşırmıyorum.
Sözlerin çınlıyor kulağımda, “Seni sevmediğim gün ölüyüm ben...” deyişin geliyor aklıma. Yağmurlu bir gündü ve tepeden tırnağa sırılsıklamdık ikimizde. Boğaz’ın kıyısında sarılıp bana, sağa sola sallanırken söylemiştin bu sözü. Sonra da eklemiştin; “ Ben yağmurda dans etmek için seni beklemişim meğerse...”
Şimdi bulunduğun yerde yağmur var mı yar? Yine yağmurda dans etmek geliyor mu içinden? Gittiğinde beri bir defa bile yağmurda yürümedim yar. Zaten sevmezdim yağmuru ya, şimdi sen yoksun hiç içimden gelmiyor. Sonunda bu şehri terke edeceğim. Yağmurun hiç yağmadığı neresi varsa oraya gideceğim. Gelme benimle olur mu, kal gittiğin yerde. Bir kez kaybettim seni, gelirsen yine gideceksin ve ben bu kez dayanamam gitmene. Bu kadar güçlü olamam. Şimdi dayanmaya çalıştığım o yürek sancılarına bir daha katlamam. Ölürüm anlıyor musun? Gelme o yüzden, yarım yamalak da olsa yaşamamı istiyorsan gelme... Orada kal yar, yağmurlarda seninle kalsın. Yağmursuz iklimlerdir şimdi menzilim, sensizliğe doğru yola çıkmalıyım... Dönüş yok bizim için aşk bitti. Orada kal, gittiğin yerde. Seni benden ayıran her neyse, onunla kal. Kal ki; değsin gittigine.....
Bir sevdayı büyütmek hiç kolay değildir yar, daha baştan “Benim sevdam büyük olmalı...” demiştim de “Korkutamazsın beni...” diye cevap vermiştin. Ben sevdamı adım adım büyütürken, sen kaçış planları yapıyormuşsun. Ayın karanlık yüzüne doğru kalkmışsında, ben fark edememişim. Gerçekten korktun, bu büyük sevdanın altında ezilmekten korktun. Beni, benim seni sevdiğim gibi sevmekten korktun. Suçlamıyorum seni, kimi sevsem, kime açsam yüreğimi aynı şeyi yaşıyorum, şaşırmıyorum.
Sözlerin çınlıyor kulağımda, “Seni sevmediğim gün ölüyüm ben...” deyişin geliyor aklıma. Yağmurlu bir gündü ve tepeden tırnağa sırılsıklamdık ikimizde. Boğaz’ın kıyısında sarılıp bana, sağa sola sallanırken söylemiştin bu sözü. Sonra da eklemiştin; “ Ben yağmurda dans etmek için seni beklemişim meğerse...”
Şimdi bulunduğun yerde yağmur var mı yar? Yine yağmurda dans etmek geliyor mu içinden? Gittiğinde beri bir defa bile yağmurda yürümedim yar. Zaten sevmezdim yağmuru ya, şimdi sen yoksun hiç içimden gelmiyor. Sonunda bu şehri terke edeceğim. Yağmurun hiç yağmadığı neresi varsa oraya gideceğim. Gelme benimle olur mu, kal gittiğin yerde. Bir kez kaybettim seni, gelirsen yine gideceksin ve ben bu kez dayanamam gitmene. Bu kadar güçlü olamam. Şimdi dayanmaya çalıştığım o yürek sancılarına bir daha katlamam. Ölürüm anlıyor musun? Gelme o yüzden, yarım yamalak da olsa yaşamamı istiyorsan gelme... Orada kal yar, yağmurlarda seninle kalsın. Yağmursuz iklimlerdir şimdi menzilim, sensizliğe doğru yola çıkmalıyım... Dönüş yok bizim için aşk bitti. Orada kal, gittiğin yerde. Seni benden ayıran her neyse, onunla kal. Kal ki; değsin gittigine.....
Ben buna aşk diyorum
Sana dair bastırılmış duygularım var
Söylemeye çokça çekindiğim,
Ben buna aşk diyorum
İsminde çağlayan nehirler gibi saf ve duru
Sen platonik de
Bir başkası da sadece başka desin
Senin benden, benim senden başka olmadığımı bilerek!
Karınca kararınca heyecanlar taşıyorum avuç içimde
Zamanı geldiğinde
İsrafil'in yapacağı gibi üflemek üzere
Ve ikimizde aynı şeyi vereceğiz sana
Sonsuz olmayı
Ben buna aşk diyorum
Sen öylece yummuş gözlerini beyazca ağlıyor de
Bir başkası da aşkı bilmediği halde aşk desin
Bizim aşkı bildiğimizi bilerek!
Bazen unutulmakta güzeldir aslında hatırlanmak kadar
Bazen de korkudur en az güven kadar
Mutsuz bir mutluluktur
Ayrılıkta kavuşmak kadar zevklidir
Vazgeçip herkesin doğru mutluluk inanç sisteminden
Tezat bir mutluluk anlayışında mutlu olabilmektir
Ben buna aşk diyorum
Sana yazmak
Senin de salt güzelliğim için yazıyor dediğini duymak
Fakat milyonlarca güzel içinden seni seçip salt sana yazmaktır
Ve bu neden yüzünden seni onurlandırmaktır!
Ben buna aşk diyorum
Sen dudağının kenarındaki ter de
Tatmaya tuzundan çokça çekindiğin
Bir başkası da bir imkansızı anlamak desin
Anlamaya çokça direndiği!
Sana bakmak kendi çirkinliğinden utanmaktır
Ama sana usanmadan yazabildiğim için kendimle övünmek!
Sana bakmak bir emeği anlamaktır
Çokça alın teri döktüğüm!
Sana bakmak ince işlemeli bir freske hayran kalmak
Sana bakmak, yaratılanlar içinden salt seni keşfetmek
Ve tüm icatları reddetmektir!
Ben buna aşk diyorum
Sen benim sana yazma aptallığında bulunabilmem de
Bir başkası da bulunabilir bir aşk desin
Aramaya çokça heves ettiği!
Halbuki ben etkisiz elemanıydım aşk kümesinin
Kesişimi ve birleşimi mutlak sen olan
Ben sana aşk diyorum
Sen sadece kendi ismini de
Bir başkası da yüz güzel isminden birini desin
Söylemeye çokça gurur duyduğu …
Söylemeye çokça çekindiğim,
Ben buna aşk diyorum
İsminde çağlayan nehirler gibi saf ve duru
Sen platonik de
Bir başkası da sadece başka desin
Senin benden, benim senden başka olmadığımı bilerek!
Karınca kararınca heyecanlar taşıyorum avuç içimde
Zamanı geldiğinde
İsrafil'in yapacağı gibi üflemek üzere
Ve ikimizde aynı şeyi vereceğiz sana
Sonsuz olmayı
Ben buna aşk diyorum
Sen öylece yummuş gözlerini beyazca ağlıyor de
Bir başkası da aşkı bilmediği halde aşk desin
Bizim aşkı bildiğimizi bilerek!
Bazen unutulmakta güzeldir aslında hatırlanmak kadar
Bazen de korkudur en az güven kadar
Mutsuz bir mutluluktur
Ayrılıkta kavuşmak kadar zevklidir
Vazgeçip herkesin doğru mutluluk inanç sisteminden
Tezat bir mutluluk anlayışında mutlu olabilmektir
Ben buna aşk diyorum
Sana yazmak
Senin de salt güzelliğim için yazıyor dediğini duymak
Fakat milyonlarca güzel içinden seni seçip salt sana yazmaktır
Ve bu neden yüzünden seni onurlandırmaktır!
Ben buna aşk diyorum
Sen dudağının kenarındaki ter de
Tatmaya tuzundan çokça çekindiğin
Bir başkası da bir imkansızı anlamak desin
Anlamaya çokça direndiği!
Sana bakmak kendi çirkinliğinden utanmaktır
Ama sana usanmadan yazabildiğim için kendimle övünmek!
Sana bakmak bir emeği anlamaktır
Çokça alın teri döktüğüm!
Sana bakmak ince işlemeli bir freske hayran kalmak
Sana bakmak, yaratılanlar içinden salt seni keşfetmek
Ve tüm icatları reddetmektir!
Ben buna aşk diyorum
Sen benim sana yazma aptallığında bulunabilmem de
Bir başkası da bulunabilir bir aşk desin
Aramaya çokça heves ettiği!
Halbuki ben etkisiz elemanıydım aşk kümesinin
Kesişimi ve birleşimi mutlak sen olan
Ben sana aşk diyorum
Sen sadece kendi ismini de
Bir başkası da yüz güzel isminden birini desin
Söylemeye çokça gurur duyduğu …
Artık Seninle Anlamlı Olan Gülüşlerim Yok
Sevdam canımı bu kadar yakmamalıydı
Ya da bu kadar yandıkça sevmemeliydim ..
''Şimdi sen yoksun''ları,''sensiz n'aparım''ları,''seni özlüyorum''ları cümlelerimden çıkardım.Bunları zaten birçok kez söylediğim için ezberledin artık...
Bilmek Yetmiyor...
Anlaman gerek beni ..! Söylenenler basit geliyor,dinlemek anlamsızlaşıyor,hatta sıkıcı buluyorsun sevgimi
ama seni sıkan sevgim beni yakıyor!!!
Dışarısı ayazmış,karmış hissetmiyorum.
Sana uzaktan bakmak öyle acı ki
Soğuk nedir unuttum durmadan ,sönmeden yanıyorum..
Seni böyle sevmek ,çok ağır bir yük .Karşılığını alamayacağımı bildiğim halde neyime güvenip Seni böyle çok sevdiğimi bilmiyorum.
Bildiğim bir şey var yavaş yavaş kayboluyorum...
Artık seninle anlamlı olan gülüşlerim yok
Ve yine senile kurduğum düşlerim de...
Şimdi içine hapsolduğum gözyaşlarımla
Gidiyorum,bitiyorum,ölüyorum...
Ya da bu kadar yandıkça sevmemeliydim ..
''Şimdi sen yoksun''ları,''sensiz n'aparım''ları,''seni özlüyorum''ları cümlelerimden çıkardım.Bunları zaten birçok kez söylediğim için ezberledin artık...
Bilmek Yetmiyor...
Anlaman gerek beni ..! Söylenenler basit geliyor,dinlemek anlamsızlaşıyor,hatta sıkıcı buluyorsun sevgimi
ama seni sıkan sevgim beni yakıyor!!!
Dışarısı ayazmış,karmış hissetmiyorum.
Sana uzaktan bakmak öyle acı ki
Soğuk nedir unuttum durmadan ,sönmeden yanıyorum..
Seni böyle sevmek ,çok ağır bir yük .Karşılığını alamayacağımı bildiğim halde neyime güvenip Seni böyle çok sevdiğimi bilmiyorum.
Bildiğim bir şey var yavaş yavaş kayboluyorum...
Artık seninle anlamlı olan gülüşlerim yok
Ve yine senile kurduğum düşlerim de...
Şimdi içine hapsolduğum gözyaşlarımla
Gidiyorum,bitiyorum,ölüyorum...
28 Nisan 2009 Salı
SANA ANLATABİLMEK
SANA ANLATABİLMEK
Bir ressamın tablosunda izlerim seni
Gözyaşlarım boyası kalbim fırçası
Hayal dünyamın düşler sokağına uzanırım
Uzatsam tutarmısın ellerimi
Sararmısın sıcaklığınla, alırmısın dünyana
Çatlamış dudaklarımda yağmur olurmusun
Mendil olurmusun gözpınarlarıma
Bir müzikalde dinlerim seni
Kemanlar anılarını anlatır, piyanolar ruhundaki sevgi pınarını anlatır
Nota olursun gitarın tellerinde dansedersin
Kalbimin her hücresine damla damla akarsın,
Şarkı olursun dudaklarımda
Balerinlerin kanatlarında süzülürsün
Bir şairin kaleminde okurum seni
Onun kalbine mürekkep olursun
Şiir olursun sayfalara günbatımı gibi gizli
Birde yağmur olursun dökülürsün gözlerimden
Sana anlatabilmek seni bu kadar zor olsa gerek...
Bir ressamın tablosunda izlerim seni
Gözyaşlarım boyası kalbim fırçası
Hayal dünyamın düşler sokağına uzanırım
Uzatsam tutarmısın ellerimi
Sararmısın sıcaklığınla, alırmısın dünyana
Çatlamış dudaklarımda yağmur olurmusun
Mendil olurmusun gözpınarlarıma
Bir müzikalde dinlerim seni
Kemanlar anılarını anlatır, piyanolar ruhundaki sevgi pınarını anlatır
Nota olursun gitarın tellerinde dansedersin
Kalbimin her hücresine damla damla akarsın,
Şarkı olursun dudaklarımda
Balerinlerin kanatlarında süzülürsün
Bir şairin kaleminde okurum seni
Onun kalbine mürekkep olursun
Şiir olursun sayfalara günbatımı gibi gizli
Birde yağmur olursun dökülürsün gözlerimden
Sana anlatabilmek seni bu kadar zor olsa gerek...
Elveda Geçmişim.
Elveda geceden kalma geçmişim,
Hüznüm, kasvetim, karanlığım,
Süründüreceğim diye seni,
Kaç çizgi eskitmişim,
Hoş geldin sevgili geleceğim,
Gülen yüzüm, umudum, aydınlığım,
Yeşerteceğim diye seni,
Bin çizgi kapatmışım,
Hüznüm, kasvetim, karanlığım,
Süründüreceğim diye seni,
Kaç çizgi eskitmişim,
Hoş geldin sevgili geleceğim,
Gülen yüzüm, umudum, aydınlığım,
Yeşerteceğim diye seni,
Bin çizgi kapatmışım,
KUYRUKLU BİR YILDIZ GİBİ
Yoksun..
Yok…
Yani hiç kalbin atmamış…
Yani hiç nefes almamış…
Yani hiç varolmamış gibi…
Masal gibi…
Bir varmış…
Bir yokmuş…
Varmış
Yokmuş
YOK….
Gözlerimin seni ilk gördüğü andan, son gördüğü ana kadar olan zaman dilimini, beynimin en kalın duvarları arasına hapsettim. Sadece güzel şeyleri ayıklamadan, kendime saklamadan, fazlalıklarını budayıp eksikliklerini tamamlamadan… nasıl yaşandıysa öyle… işime geldiği gibi değil, olduğu gibi, yaşandığı gibi…
Kim silebilir?
Kim yok edebilir?
Ölüm mü?
Benden kaçışların… kovalayışlarım… bir yıldız kayması kadar kısa bakışların... yakalanınca yüzünde beliren pembelik… başını nereye sokamayacağını bilemezdin, kalbini kime vereceğini bilemediğin gibi…
Göz görür yürek severmiş.
“ sen benim gözümle yüreğimle gördüğüm,
sen benim gözümle yüreğimle sevdiğim olur musun? “ dedim.
Oldun… oldun ama zaman aldı… oldun ama gittin!…
Ölüm ne kadar insafsız… göğsümde keskin bir acının her türlü şiddetini yaşattı bana, varolmaktan yok olmak zamanına geçişin…
Artık “sensiz” bir hayatın başladığı ilk saniye anladım, durmadan söylediğin o cümlenin anlamını. “her zaman kıyametin arifesindeymiş gibi yaşamalı insan.” Ben yapamadım bunu, şimdi her gün kıyametin ta kendisini yaşıyorum.
Şimdi anlıyorum,
En güzel anlarda bile içinde taşıdığın sıkıntıyı…
En yüksek kahkahanın bile içinde sakladığın buruk tebessümü…
Kendinden kaçışlarını, insanlardan – benden bile - saklanışlarını…
Neden insanların sana şefkatle, bana acıyarak baktıklarını…
Neden kendini şeffaf ama geçilmez bir duvarın arkasında tuttuğunu…
En muhteşem duyguların içinde bile, en acı verenlerinden birer damla bulunduruşunu…
Neyin önünden kaçtın?
Neyin arkasından kovaladın?
Hepsini anladım.
Sen ölünce…
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
Neler düşündün, neler geçti aklından?..
herkesin bildiği, benim aşktan kararmış gözümün görmediği bu “yok oluş” gerçeğini…
Neden?!.
Neyi istedin?..
üzülmemi mi,üzülmememi mi?
“acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir.” işte seni yok eden de buymuş, anladım. sen beni de yanında sürükledin… nereye gidersem gideyim, nerede olursam olayım, hep aynı manzara… hep sen…
“Nerdesin benim küçük mucizem?
Hadi gelip kapıyı çalsana.
Hadi kokunu burnuma
Yüzünü elime dayasana…”
Yazdıklarını buldum... üzgünüm benden istediklerini yapamam… ”üzülme, bana kızma, acıma, hayatını mahvetme, güzellikleri hatırla,ölümü unut..” sana, yaşanmış her şeyi bu kadar boş kıldıran nedir?..
her zamanki gibi kendini ifade edemeyişin mi?.. yoksa ölümü sindire sindire kabullenişin mi? Biliyorum ki yine, yazmak istediğin binlerce kelimenin arasından bunları seçişin, sadece ve sadece hayata vermek istemediğin hesaptan kaynaklanıyor.
Kuyruklu bir yıldız gibi geçtin hayatımdan…
pırıltılarını sağa sola savurarak; yüz yılda bir
gelen ve bir daha görmek için bir ömrün yetmediği
bir yıldız gibi..
kısa ama harika bir zaman dilimine beni de dahil ettin. Şimdi senin için üzülmememi ve unutmamı mı istiyorsun?..
her zaman beni güldürürdün ama bir ölü olarak bunu hala yapabilmen çok ilginç…
Neresinden bakarsan bak iğrenç haldeyim!.. ben bu durumdan Polyanna’nın bile bir mutluluk kırıntısı bulup çıkaracağını sanmıyorum... tüm hayatı bir sis bulutu arasından seyrediyor, dinliyorum… ara sıra o bulutun içine girip güneşi bulmak istiyorum ama korkuyorum inan, ya o da beni bırakıp giderse? Hayata karşı kahramanca savaşamıyorum artık, gücüm yok.
Bir kez kabullenebilsem senin yok olduğun gerçeğini… yapamıyorum.
Eksikler, yaşanmamışlar, her güzel şeyin arkasına saklanmış o iğrenç gerçek!.. yapmaya, tatmaya vakit bulamadığım her şey beni rahat bırakmıyor.
Kızgınlığımın sebebi bu işte!.. eğer karanlığa doğru yola çıkacağını bilseydim, her günü kıyametin arifesindeymiş gibi yaşardım ben!.. kabul edemiyorum bu gerçeği.
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
Kalp atmıyor, ciğer solumuyorsa, insan ölüdür.
Sen ölüsün!
Yoksun!
VARSIN!
Yani kalbin atmasa da…
Yani nefes almasan da…
Yani masal gibi…
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Kötü başlasa da iyi biten,
İnsanların dilinde,kitapların sayfalarında,
dünya döndükçe,ağızdan ağza…
unutulmayan masallar gibi…
kuyruklu bir yıldız gibi…
yüz yılda bir gelip pırıltılarını savuran
kısa anlık mutluluklar yaşatıp,
kaybolup karanlığa giden…
uzaklara ışıklarını saçan
ve benim bir daha göremeyeceğimi bildiğim halde
beklediğim özlediğim…
o bir avuç pırıltıya ömrümü harcadığım bir yıldız gibi…
Kuyruklu bir yıldız gibi…
VASFİYE ÖZGÜR | KUYRUKLU BİR YILDIZ GİBİ
Yok…
Yani hiç kalbin atmamış…
Yani hiç nefes almamış…
Yani hiç varolmamış gibi…
Masal gibi…
Bir varmış…
Bir yokmuş…
Varmış
Yokmuş
YOK….
Gözlerimin seni ilk gördüğü andan, son gördüğü ana kadar olan zaman dilimini, beynimin en kalın duvarları arasına hapsettim. Sadece güzel şeyleri ayıklamadan, kendime saklamadan, fazlalıklarını budayıp eksikliklerini tamamlamadan… nasıl yaşandıysa öyle… işime geldiği gibi değil, olduğu gibi, yaşandığı gibi…
Kim silebilir?
Kim yok edebilir?
Ölüm mü?
Benden kaçışların… kovalayışlarım… bir yıldız kayması kadar kısa bakışların... yakalanınca yüzünde beliren pembelik… başını nereye sokamayacağını bilemezdin, kalbini kime vereceğini bilemediğin gibi…
Göz görür yürek severmiş.
“ sen benim gözümle yüreğimle gördüğüm,
sen benim gözümle yüreğimle sevdiğim olur musun? “ dedim.
Oldun… oldun ama zaman aldı… oldun ama gittin!…
Ölüm ne kadar insafsız… göğsümde keskin bir acının her türlü şiddetini yaşattı bana, varolmaktan yok olmak zamanına geçişin…
Artık “sensiz” bir hayatın başladığı ilk saniye anladım, durmadan söylediğin o cümlenin anlamını. “her zaman kıyametin arifesindeymiş gibi yaşamalı insan.” Ben yapamadım bunu, şimdi her gün kıyametin ta kendisini yaşıyorum.
Şimdi anlıyorum,
En güzel anlarda bile içinde taşıdığın sıkıntıyı…
En yüksek kahkahanın bile içinde sakladığın buruk tebessümü…
Kendinden kaçışlarını, insanlardan – benden bile - saklanışlarını…
Neden insanların sana şefkatle, bana acıyarak baktıklarını…
Neden kendini şeffaf ama geçilmez bir duvarın arkasında tuttuğunu…
En muhteşem duyguların içinde bile, en acı verenlerinden birer damla bulunduruşunu…
Neyin önünden kaçtın?
Neyin arkasından kovaladın?
Hepsini anladım.
Sen ölünce…
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
Neler düşündün, neler geçti aklından?..
herkesin bildiği, benim aşktan kararmış gözümün görmediği bu “yok oluş” gerçeğini…
Neden?!.
Neyi istedin?..
üzülmemi mi,üzülmememi mi?
“acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir.” işte seni yok eden de buymuş, anladım. sen beni de yanında sürükledin… nereye gidersem gideyim, nerede olursam olayım, hep aynı manzara… hep sen…
“Nerdesin benim küçük mucizem?
Hadi gelip kapıyı çalsana.
Hadi kokunu burnuma
Yüzünü elime dayasana…”
Yazdıklarını buldum... üzgünüm benden istediklerini yapamam… ”üzülme, bana kızma, acıma, hayatını mahvetme, güzellikleri hatırla,ölümü unut..” sana, yaşanmış her şeyi bu kadar boş kıldıran nedir?..
her zamanki gibi kendini ifade edemeyişin mi?.. yoksa ölümü sindire sindire kabullenişin mi? Biliyorum ki yine, yazmak istediğin binlerce kelimenin arasından bunları seçişin, sadece ve sadece hayata vermek istemediğin hesaptan kaynaklanıyor.
Kuyruklu bir yıldız gibi geçtin hayatımdan…
pırıltılarını sağa sola savurarak; yüz yılda bir
gelen ve bir daha görmek için bir ömrün yetmediği
bir yıldız gibi..
kısa ama harika bir zaman dilimine beni de dahil ettin. Şimdi senin için üzülmememi ve unutmamı mı istiyorsun?..
her zaman beni güldürürdün ama bir ölü olarak bunu hala yapabilmen çok ilginç…
Neresinden bakarsan bak iğrenç haldeyim!.. ben bu durumdan Polyanna’nın bile bir mutluluk kırıntısı bulup çıkaracağını sanmıyorum... tüm hayatı bir sis bulutu arasından seyrediyor, dinliyorum… ara sıra o bulutun içine girip güneşi bulmak istiyorum ama korkuyorum inan, ya o da beni bırakıp giderse? Hayata karşı kahramanca savaşamıyorum artık, gücüm yok.
Bir kez kabullenebilsem senin yok olduğun gerçeğini… yapamıyorum.
Eksikler, yaşanmamışlar, her güzel şeyin arkasına saklanmış o iğrenç gerçek!.. yapmaya, tatmaya vakit bulamadığım her şey beni rahat bırakmıyor.
Kızgınlığımın sebebi bu işte!.. eğer karanlığa doğru yola çıkacağını bilseydim, her günü kıyametin arifesindeymiş gibi yaşardım ben!.. kabul edemiyorum bu gerçeği.
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”
Kalp atmıyor, ciğer solumuyorsa, insan ölüdür.
Sen ölüsün!
Yoksun!
VARSIN!
Yani kalbin atmasa da…
Yani nefes almasan da…
Yani masal gibi…
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Kötü başlasa da iyi biten,
İnsanların dilinde,kitapların sayfalarında,
dünya döndükçe,ağızdan ağza…
unutulmayan masallar gibi…
kuyruklu bir yıldız gibi…
yüz yılda bir gelip pırıltılarını savuran
kısa anlık mutluluklar yaşatıp,
kaybolup karanlığa giden…
uzaklara ışıklarını saçan
ve benim bir daha göremeyeceğimi bildiğim halde
beklediğim özlediğim…
o bir avuç pırıltıya ömrümü harcadığım bir yıldız gibi…
Kuyruklu bir yıldız gibi…
VASFİYE ÖZGÜR | KUYRUKLU BİR YILDIZ GİBİ